Final 23 Mart’ta
A Milli Takımımız UEFA Uluslar Ligi play-off ilk maçında Macaristan’ı 3-1 yenerek avantaj sağladı.
Aslında futboldan çok daha farklı gündemin yaşandığı ülkemizde futbola odaklanmaya zorlandığım bir maç seyrettim. Bu önemli maçta Montella’nın kadro tercihini beğendiğimi söylemeliyim. Hoca genelde takımlarının formda futbolcularından oluşan bir 11 ile kadroyu kurmuş. Kalede formda bir Uğurcan’ın olması avantajdı ama Uğurcan’ın ayağı, Mert Günok kadar iyi olmadığı için defanstan çıkışlarda iki stoperin çok iyi top kullanması veya orta sahadan birinin stoperlere yaklaşarak top alması gerekiyordu.
Mevcut stoperlerden Abdülkerim attığı uzun toplarla defanstan sorunsuz çıkma konusunda biraz daha yetenekli olsa da Montella’nın prensi Samet için bu iş oldukça zordu. Samet tek hamlelik ve sadece kesici özelliği olan bir el bombası… Nitekim yediğimiz golde de defanstan çıkarken Hakan’ın ayakta durmakta zorlandığı siyah kramponlarının yine iş yapmaması nedeniyle golü yemiş olduk. Hakan’ın ikinci yarı kırmızı kramponlar giyerek yanlış krampon tercihini düzelttiğini de söylemeliyim. Bu krampon renklerini magazin olsun diye söylemiyorum ama üst düzey bir futbolcunun sadece sponsorluk anlaşması gereği giydiğini düşündüğüm ayakkabısını mevcut saha ve hava koşullarına göre yanlış tercih etmesi ve yenilen golde ayakta duramadığı için hata yapması, bu seviyede bir futbolcu için bence kabul edilebilir bir hata değil.
Tekrar maça gelirsek; Montella’nın yaptığı iyi işlerde biri ise Orkun’u olabildiğince 9,5 gibi oynayan Kerem’in yanına yaklaştırması olmuştu. Orkun ve Kerem’in Benfica’dan kazandıkları birlikte oynama alışkanlıklarının akıllıca bir değerlendirmesiydi bu bence. Hakan ve Orkun değişmeli olarak sık sık forvet arkasına ve defansımız önüne deplase olarak orada olumlu toplar kullandılar ve oyun kurulumuna katkıda bulundular. Ben şu ana kadar Orkun’un en yararlı milli maçını seyrettiğimi söyleyebilirim. Milli Takım adına diğer bir kazanım ise klasik bir solbek olan Eren’in de iyi bir maç çıkarmasıydı.
Elbette olumlu bir diğer isim ise Oğuz’du. Yararlı ve akıllı oyununu iki asist ile taçlandırdı. Kerem’in özellikle ilk yarı rakip defans arkasına saklanarak oynaması ve top almaktan kaçınmasını önce yadırgadım ama sonra hak verdim. Çünkü yine Montella klasik santraforsuz bir kurgu ile oynayınca Kerem gibi futbolcuları rakip stoperlerin kucağında bıraktı ve erimesini bizim gibi seyretti. Montella’nın Barış’ı santrafor oynatmak için Milli maç gününü hasretle beklediğine inanıyorum, eminim ki Barış da aynı hasretle maçtan bir gece önce 9 numaralı formayı giyerek uyumuştur. Barış yine santraforumsu açık gibi oynadı zaman zaman geriden atılan uzun toplarla rakip defans arkasına sarktı ama beklenen patlamayı maalesef yapamadı.
Genel olarak takım halinde formda ve istekli olunca her şey istediğimiz gibi gerçekleşti. Milli maçların İstanbul’da oynanması konusunda ısrarcı olunmasını daha önce yazmıştım ama seyirci profilini görünce yine bu talebimden vazgeçtim. Ramazan’da iftarını açan aileler farklı bir etkinlik olsun diye çoluğunu çocuğunu almış bir futbol seyircisinden çok Ramazan çadırında kukla gösterisine gelmiş modundaydı. Mevcut şartlarda özellikle futbolcuların istekli olması ve Macaristan’ın beklenilenin altında kötü olması maçın skorunu lehimize çevirdi. Macaristan ilk maçta kötü dedim ama adamlar 3-4 pasla ceza sahamıza girdikleri gibi futbolun erkek oyunu olduğunu kanıtlarcasına sert oynayan bir takım.
İkinci maç öncesi avantajlı bir skorumuz iyi bir oyun ve istekli futbolumuz vardı. Aynı performansı tekrar etmemiz gereken bir 90 dakikamız daha var. Futbolda son düdük çalmadan hiçbir şey belli olmaz. Şimdi gözler 23 Mart’ta, sanırım bu tarih çok hareketli bir zaman dilimine sahne olacak
Merakla yorumunu bekliyordum.Yazdıklarının tümüne katılmamak mümkün değil.Kalemine sağlık.Türkiye’nin gündeminde maç gölgede kaldı sanırım.Maçı TV’den izleyenlerin az olduğunu düşünüyorum.Macaristan’da bu kadar rahat oynayacağımızı sanmıyorum.
“Futbola odaklanmaya zorlandığım bir maç seyrettim. ” demişsiniz haklısınız, ben ne maçı ne de özetini dahi izlemedim maalesef Savaş bey, yazınızı okudum, beyninize ve kaleminize sağlık…