Dikkaat inşaat var!!!
Çocuk sahibi olmak çok güzel bir şey eminim.
Annelerin, babaların yüzlerinden belli oluyor.
Çok da zor bir şey ondan da eminim.
Annelerin, babaların yüzlerinden belli oluyor. J
Benim işimin çoğu çocuklarla; çok şanslıyım.
Bazen kim kime terapi yapıyor belli değil.
Bambaşka bir dünyayı yaşatıyorlar insana.
Ama hep derler ya “Çocukların hayal dünyası çok geniş” diye, ben buna katılmıyorum.
Hayal dünyaları bizden geniş olamaz aslında; sadece hayallerinde özgürler.
İstedikleri gibi dile getirip söylüyorlar.
“O ne diyecek, bu bana güler mi, saçma bir şey der miyim” diye, düşünmez söyleyiverir.
Onlardan bunu öğrenmeye çalışmamız lazım. Otantik olmayı.
Kendiliğinde olmayı. Kendi benliğimizde olma cesaretini.
Çocukların bize yükledikleri görevler de var, verdikleri kaygılar da…
Mesela bana, hayatımıza yeni -ama hepimizden daha kıymetli olan – iki aile bireyimiz katıldı son 15 yılda; onların ciddi bir baskısı var.
Yeğenlerim Deniz ve Eliz –daha devamı var gerçi ama henüz Dünya’ya iniş yapmadığından adının açıklanmasını doğru bulmuyorum. Bir de neden şimdi abime, yengeme baskı yapayım ki isim konusunda? Sonra adım görümce olur. Hayır yani Eliz de ısrar ettim diye, hep mi benim istediğim olsun. Sonuçta onların çocuğu. Neva ve Sezin güzel ama sadece öneri yaparım, ısrar ve subliminal mesaj da vermem J-
Onları düşününce bazı hareketlerimin farklılaştığını, daha inanarak ve isteyerek seanslarımı yapmaya başladığımı hissettim.
Ve daha endişeli oldum kesinlikle.
En büyük yeğenim Deniz’le yalnız çok vakit geçirdik.
Gözümün içine, davranışlarıma, tepkilerime bakıp, içine sürekli notlar düşen bir küçük olunca yanında, ister istemez çekidüzen veriyorsun kendine.
Çünkü kimse daha önce bana bakıp, kendini baştan yapmamıştı.
Kimse, verdiğim tepkileri kopyalamamıştı.
Kimse, benim korktuklarımdan korkup, benim endişelerimi taşımaya hazır beklememişti beni.
Mesela birlikte bir kere uzun yoldayız “Halacım ters park etmiş beyaz bir araba görürsen bana söyle” dedim. O da, “Neden ki?” dedi? Ben de, “Radar o, ceza yazmasın diye” dedim. O an da hemen aynaya baktım, kocaman olmuş bana bakan gözlerini gördüm. “Ah” dedim.
Çocuk şoka girdi; tabi bana anlatmaya çalıştı hız yapılmaması gerektiğini falan.
Utandım.
Ben ona bir sürü şey anlatıyordum oysa ki… Düzen, kural, doğruyu doğru olduğu için yapmalıyız falan. Nerede kaldı o her şeyi bilen, doğru yapan halası; yok oldu, bitti.
Evet hata yaptım. Ama o atladığım noktaya, deliğe hemen geri dönmeliydim. Artık o orada duramaz. Durursa, onun da orası delik olacak.
Kendi üzerimizde ihtiyacımız olduğunda tadilat yapmalıyız.
Esnek bir malzeme gibi olmalıyız. Bir şeyler üretirken, şekil alırken, özünü de kaybetmemek gibi aslında.
Ya da bir sokak gibi her yere çıkan sağlı sollu yollara bağlanan sokaklar vardır ya. Sağa dönersin deniz, sol da tatlış evler; aşağıya doğru inerken sonunu göremezsin. Öykü gibidir. İşte öyle olmak.
Bazı insanlar bana “Çıkmaz Sokak Hissi” Veriyor?
Asla değişmiyor, dönüşmüyor. Paramparça olmuş oysa ki. Delik deşik yürünmüyor yollarında ama farkında değil. Yürüyorsun direnip; yolun sonu yok. Dönmek istersen de çok yürümüşsün, hevesin yok.
Değişmeye, değiştirmeye niyeti yok. Onlar “Böyle kalsıncılar”, eski köye yeni adet girişi yasaklanmış onlarda.
Bazen hepimiz, dağılıyoruz, un ufak oluyoruz. Köşemizde hiçbir şey yapmadan öylece beklemek istiyoruz.
Bize, ailemize bir şey olduğunda, kalbimizdeki birine bir şey olduğunda,
Kalbimizdeki biriyle bir şey olduğunda.
Önemli olan ne kadar sürede toparladığımız.
İzlediğimiz filmlerde de öyle değil mi?
Başrol oyuncusu dağılıp gitmez, mutlaka ayağa kalkar.
Kalkacaksın. Her seferinde biraz daha hızlı.
Yoksa küçük bir çocuk, bütün gün seni izleyip ne yapsın!
Müzeyyen Çuhadar
Psikolojik Danışman
Kasımova Psikoloji Merkezi
psikolojikdanışman_mcuhadar